24 Mayıs 2018 Perşembe Saat 18:24
ÇOK OKUNANLAR
Karakter boyutu : 12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto
İNANMIŞ BİR EĞİTİMCİNİN AKVİRAN GEZİSİ
11 Nisan 2010 Pazar Saat 17:25
İNANMIŞ BİR EĞİTİMCİNİN AKVİRAN GEZİSİ

      

İNANMIŞ BİR EĞİTİMCİNİN AKVİRAN GEZİSİ

İNANMIŞ BİR EĞİTİMCİNİN AKVİRAN GEZİSİ

Sevgili okurlar,

Akörenli olarak en çok övündüğümüz yönümüz tabiîdir ki eğitimli insan gücümüzdür. Bu güce ulaşmamızda en önemli aşama kuşkusuz KÖY ENSTİTÜLERİ’DİR. Tabii buraya gelene kadar, Çetin hocaların, Seyit Mehmet efendilerin ve diğer ismini saymadığımız kendi öğretmenlerimizin emeklerini asla unutamayız.

Ancak, Köy Enstitüsü sonrasındaki eğitim süreci, hızlı bir gelişmeyle büyüyerek

 bugünkü      üst düzey konumuna gelmiştir. İşte size bu süreçten kısa bir bölüm

sunmak için karşınızdayım.

Akören’den 1940’lı yıllarda Eskişehir Çifteler Köy Enstitüsü’ne giden grupta

babam Ali Ertaş’ta bulunmakta idi. Ancak daha ilk yılda memleket

 hasretine dayanamayınca okuldan kaçıp tekrar köyüne döner. İşte bizim

hikâyemizde burada başlar.

Tabiidir ki köyde yaşamaya karar verince de sabanın ucundan tutmak

gerekmektedir. Artık babasının yanında ziraat ve hayvancılık işlerine

bakmaktadır. Günler böyle geçerken, diğer arkadaşları ikinci sınıfa geçmişler,

yaz tatili için köylerine dönmüşlerdi. Bundan sonraki kısmı İdris amcam ( Samancı )

bana şöyle nakletmiştir:

-          Yaz tatilimiz bitmeye yaklaşmıştı, bir gün köye bir haber geldi. Enstitümüzün

-          müdürü Rauf İNAN

            bizleri yerimizde görmek üzere Akviran’a gelecekti. Öğrencileri olarak derhal

toplanıp bazı hazırlıklar yaptık. Okuldan masa ve sandalyeleri alarak Koca

Çeşmenin yanına yerleştirip ayran ve yiyecekler hazırlayarak müdürümüzü

beklemeye başladık. İkindi vakti bir Kaptıkaçtı (Jeep veya Willyz) ile müdürümüz

Rauf İnan bey köyümüze geldi. Bizler tek sıra halinde onu karşılayarak hoş geldin

deyip gölgedeki masasına aldık.

         O gün bize uzun, uzun ülkemizin şartlarını ve bizi bekleyen sorunları anlattı.

Nasihatler etti. İşte bu sırada baban (Ali Ertaş) öküzlerini önüne katmış çift

sürmekten geliyordu. Üst, baş ona göre. Caminin yanından çıkınca bizleri

ve müdürü gördü. Galiba biraz sıkılmış veya heyecanlanmış olmalı ki,

tekrar caminin arkasına geçip, saklandı. Onun bu hareketi Hocamızın gözünden

kaçmadı. Hiç fark etmemiş gibi konuşmasını yüksek bir sesle şu şekilde

sürdürmeye devam etti.

-“Çocuklar, arkadaşınız Ali Ertaş’ a söyleyin, onun kaydını henüz silmedim.

Sizlerle birlikte bu yıl o da okula gelsin bıraktığı yerden devam etsin.

Sadece bir yıl kayıpla tahsilini tamamlar” diyerek konuşmasını sürdürdü.

Tabii bu konuşmaların tamamını babanda duymuştu. O gün Rauf Bey

geri döndü. Ali’de artık okuluna dön- mek için biraz heyecan, biraz da

endişe ile beklemeye başlamıştı. Çünkü Okulunun değerini anlamıştı.

Daha sonra annem (Fahriye Ertaş) bu hikâyenin devamını şöyle anlatır.

“ Oğlum baban, o sene okulların açılması zamanı geldiğinde, doğru Çumra’nın

yoluna tutar. Amacı, bir şekilde tren biletini temin edip, hemen Eskişehir’e

gidebilmektir. Hava kararmak üzere iken Çumra’ya varır. Ne yapacağını pek

bilemez. Zira tiren yarın saat 15.00’te hareket edecektir ve üzerinde de

hiç parası yoktur. Doğru Hapishanenin yolunu tutar. Çünkü orada köyden

duvar komşusu, hatta uzaktan akrabası olan Selahattin Yiğit, basit bir

nedenden dolayı mahkûm olarak bulunuyordu. Durumunu ona anlatınca,

Selahattin efe bir yolunu bulup onu içeri alır. Karnını doyurduktan sonra

geceyi de orada geçirir. Sabahleyin erkenden kalkarlar ve Efe, babanı bir

esnafa gönderir. O esnaftan yeteri kadar yol parası temin edip Eskişehir’e

hareket eder. Tahsiline kaldığı yerden devam eder. Emsallerinden

bir yıl sonrada Öğretmenliğe başlar.”

         Bu hikâyeyi size niye anlattığımı fark etmişsinizdir. Bir tarafta okulunu terk

etmiş ve bunun pişmanlığını yaşayan bir çocuk(Ali Ertaş). Diğer yanda

ülkesinin eğitimli insan gücüne olan ihtiyacı için çırpınan büyük bir eğitimci

 (Rauf İnan) ve bunların arasında bir çocuğa destek olabilmek için,

içinde bulunduğu olumsuz şartlara rağmen yapabileceklerini zorlayarak

 katkısını esirgemeyen bir Akviranlı (Selahattin Yiğit). Sanki bir efsane dinler

gibi değimli. Şimdi hiç biri hayatta olmayan bu insanlara Allahtan

rahmet dilerim. Anlaşılıyor ki tesadüfen “Büyük eğitimci” olunmuyor.

Allah’a emanet olun. 

                                                                                                    Ahmet Naci Ertaş – İZMİR

                                                                                                    

  

                                                                                                    

  

                        

  İş atölyesi

Bu yazı toplam 3075 defa okundu.
Bu Yazıya Henüz Yorum Eklenmemiş.
YAZARLAR
Muzaffer Tulukçu
Henüz Yazi Eklenmemis
AKÖREN'DEKİ TARLA VE ARSALARINIZA DEĞER BİÇİLİR VE SATILIR:
TEL: 0506 510 01 60
AKÖREN'DEKİ ARSA VE TARLALARINIZ İÇİN: Tel: 0506 510 01 60
=}}} DETAY İÇİN TIKLAYINIZ......

ARŞİVDE ARA